CİNSEL İSTİSMAR SUÇU VE TÜRK CEZA KANUNUNDA ÖNGÖRÜLEN CEZA
Cinsel istismar suçu, 15 yaşın altında çocukların bir yetişkin tarafından cinsel uyarı ve tatmin amacıyla kullanılmasıdır. Çocukların gelecekteki yaşantılarını da derinden etkileyecek bu olumsuz deneyim, bazen gizli kalarak yıllar boyu sürebilir ve bıraktığı hasar çok daha ağır olur. İstismar aile içinde gerçekleştiğinde ensest veya aile içi cinsel istismar olarak adlandırılır. Yapılan araştırmalar gösteriyor ki, çocuklara cinsel istismarda bulunan kişiler çoğunlukla yabancılar değil, çocuğun tanıdığı, güvendiği, hatta sevdiği aile içinden veya dışından yakınları olmaktadır. Çocuklar cinsel istismara uğradıklarında ilk olarak korkmakta, daha sonra ise sonuçlarından korkmakta ve suçlanacaklarını düşünmekte olduklarından bu duruma genellikle sessiz kalmakta, çok azı gerçeği korkmadan söyleyebilmektedir. Ensest ise, çok yaygın olmasına karşın birçok durumda gizli kalır; çünkü çocuklar bunu açıklamakta güçlük yaşarlar.

Ayrıca açıklandıklarında da toplumumuzda aileye atfedilen değerler nedeniyle genelde ensestin üzeri örtülmeye çalışılır, suçluların ceza alması engellenir.

Cinsel istismara maruz kalan çocukların yaşa göre dağılımları incelendiğinde; %30’unun 2-5, %40’ının 6-10, %30’unun ise 11 – 17 yaş grubunda olduğu görülmektedir. Bir başka deyişle olguların %70’ini küçük yaş grubu oluşturmaktadır. İstismara maruz kalan çocuklarda kız çocukları, erkek çocuklarına göre 3 kat daha fazla cinsel istismara uğramaktadır.

Mor Çatı Derneği’nin yaptığı bir bilimsel araştırmada ortaya konulduğu üzere, ensest konusunda araştırma yapmanın güçlükleri olsa da birçok ülkede yapılan çalışmalar[1] her 4 çocuktan 1’inin aile içinde cinsel istismar yaşadığı yönündedir.

Türk Ceza Kanununda yapılan 2005 yılı değişiklikleri ile 103. Maddede ilk kez ‘’Çocukların Cinsel İstismarı’’ başlığı altında yeni bir düzenleme yapılmıştır. Çocuk istismarı; yaşını tamamlamamış veya tamamlamakla birlikte fiilin sonuçlarını anlayamayacak durumda olan çocuklara karşı gerçekleştirilen cinsel, duygusal ve fiziksel istismar olarak ayrılır. Bu davranışların cezası 3 ile 8 yıl arası değişmektedir. Cinsel istismar kan bağı bulunan kişiler veya hasımlar tarafından işlenmesi, üvey baba, evlat edinen vasi, eğitici, bakıcı, sağlık hizmeti veren, koruma ve gözetim yükümlülüğü bakımından diğer kişiler tarafından işlenirse ceza yarı oranında arttırılır. (Bkz TCK md.103)

Mevcut kanundan sonra 2016 yılında yeni bir kanun tasarısı öne sürülmüştür. Buna göre, mağdur olan çocuk 12 yaşından küçükse verilecek ceza istismarda 10 yıldan az, sarkıntılıkta ise 5 yıldan az olamaz şeklinde düzenlenmiştir. Sarkıntılık maddesi de yeni kanun değişikliğinde yerini almıştır; ancak söz konusu değişiklik halen kanun tasarı halinde olup henüz yürürlüğe girmemiştir.

Diğer taraftan, TCK md.103’te belirtilen “15 yaşını tamamlamamış her çocuğa karşı gerçekleştirilen her türlü cinsel davranışın cinsel istismar sayılacağına” ilişkin hüküm AYM’nin 12 Kasım 2015 tarihli kararıyla iptal edilmiş olup söz konusu madde iptalinin 1 sene sonra yürürlüğe girmesi öngörülmüştür. İptal nedeni olarak da mağdurun 15 yaşını tamamlamış olması halinde, bu tür davalara ilişkin yargılamada, dava konusunun her bir somut olay özelinde değerlendirme yapılarak incelenmesi ve gerekli cezanın tayininde yaş konusunun da göz önünde bulundurulması gerektiği ileri sürülmüştür. Ancak, AYM marifetiyle TCK’nin 103. Maddesinde yapılan söz konusu yeni düzenleme çocuk istismarına yönelik kanun maddesinin etkisini azalttığı gibi kullanım alanını da daraltmaktadır. AYM kararından önce bu maddeye göre, 18 yaşından küçük olan çocuklar, rızası olsa dahi, kendisine yönelen her türlü cinsel davranış karşısında cinsel istismar mağduru sayılıyordu. Bu maddenin iptali ile artık 15 yaşını tamamlamamış çocukların “cinsel davranışın anlamını ve sonuçlarını algılama yeteneği” ve “rızası” var ise, kendisine yönelen cinsel davranış suç sayılmıyor. Bu durumun sakıncası şu ki; yeni düzenlemeyle getirilen gayri resmi çocuk evlilikleri ile 15 yaşından büyük ancak reşit olmayan çocuklar, bu korumadan tam olarak faydalanamamaktadır. Nitekim, AYM kararının iptali ile 15 yaşından büyük ancak reşit olmayan çocukların rızasının varlığı halinde cinsel söz konusu eylem istismar suçu olarak değerlendirilmemektedir. Ancak, bu tür olayların yaşandığı kültürlerde o yaştaki çocuğun rızasının ne derece sağlıklı olabileceği düşünüldüğünde bu yaştaki çocuklara yönelik cinsel istismarın meşru sayılması gibi bir tehlike ile karşı karşıya kalındığı söylenebilir.

Halbuki, 18 yaşından küçük bireyle Anayasa önünde ‘’reşit olmayan kişi’’ sayıldığından kanun maddelerinin de çocukların daha fazla korunması gereken bireyler olduğu dikkate alınarak düzenlenmesi gerektiği hukuk devletinin ve sosyal ve insan haklarına saygılı devlet olma ilkesinin olmazsa olmaz şartlarının başında gelmektedir. Sonuç olarak, reşit olmayan kişilerin hukuken korunması kapsamında gerek yasal düzenlemelerde gerekse uygulamalarda gereken hassasiyet gösterilmelidir.

 

[1] Amerika’da David Finkelhor (1994) tarafından yapılan bu konudaki en geçerli araştırmanın ortaya koyduğu rakam Avusturya’da Sağlık, Aile ve Gençlik Bakanlığı tarafından da doğrulanmaktadır.