Sözleşmeye bağlılık ilkesi uyarınca, koşullar sonradan ağırlaşmış, edimler dengesi sonradan ortaya çıkan olaylar nedeni ile değişmiş olsa da, borçlu sözleşmeden doğan borcunu yerine getirmelidir. Ancak, sözleşmenin yapıldığı esnada karşılıklı edimler arasında var olan denge, koşulların olağanüstü şekilde değişmesiyle, taraflardan biri aleyhine katlanılamayacak derecede bozulabilir. Tarafların sözleşme yapmalarına neden olan koşullar, adaletsizliğe yol açan olayların gerçekleşmesi ile değişmişse taraflar artık o sözleşme ile bağlı tutulamazlar. İşte bu durumda sözleşmeye bağlılık ile sözleşme adaleti ilkeleri arasında bir çelişki oluşur ve artık sözleşmeye sıkı sıkıya bağlı kalmak adalet, hakkaniyet ve objektif iyiniyet (M.K Md. 4, 2) kuralarına aykırı bir durum yaratır. Hukukta bu karşıtlık uyarlama davaları ile giderilmeye çalışılmaktadır.

Borç ilişkisinin kurulmasından sonra, borçlunun kusuru olmaksızın edim imkânsızlaşmışsa borç sona erer (BK. m.136). Oysa borçlu yönünden edimin yerine getirilmesinin (ifasının) aşırı ölçüde güçleşmesi, m.136’nın kapsamı dışında kalır.

Beklenmeyen olaylar, sözleşmenin koşullarını alt üst eden, olağanüstü, sezilemeyen, kusur dışı, olaylardır. Karşılıklı sözleşmelerde edimler arasındaki dengenin olağanüstü değişmeler yüzünden alt üst olması durumunda “işlem temelinin çökmesi” gündeme gelir. İşte bu bağlamda hâkim, somut olayın verilerine göre, alacaklı yararına borçlunun edimini yükseltmeye veya borçlu yararına onun kısmen veya tamamen edim yükümlülüğünden kurtulmasına karar verebilir.

Sözleşmenin yeni durumlara uyarlaması yapılırken önce sözleşmede, daha sonra yasada bu hususta intibak hükümlerinin bulunup bulunmadığına bakılır. Sözleşmede ve kanunda hüküm bulunmadığı takdirde sözleşmenin değişen hal ve şartlara uyarlanmasının gerekip gerekmeyeceği incelenir.

Her sözleşmeyi değişen hal ve koşullara uyarlama olanağı yoktur. Aksi halde, özel hukuk sistemimizde geçerli olan irade özgürlüğü, sözleşme serbestisi ve sözleşmeye bağlılık ilkelerinden sapma tehlikesi ortaya çıkacaktır.

Değişen hal ve şartlar nedeni ile tarafların yüklendikleri edimler arasındaki dengenin aşırı ölçüde bozulmuş olması baş koşuldur. Ayrıca

1 – Uyarlama isteyen taraf, olağanüstü hal ve koşulların çıkmasına kendi kusuru ile sebep olmamalıdır.

2 – Değişen hal ve koşullar taraflarca önceden öngörülebilir; beklenebilir; olağan ve hesaba katılabilen nitelikte olmamalı ya da olaylar, öngörülebilir olmakla beraber bunların sözleşmeye etkileri kapsam ve biçim bakımından bu derece tahmin edilememelidir.

3 – Uyarlama daima yardımcı bir çözüm olarak düşünülmelidir. Sözleşmeye yazılan özel hükümler yorumlanıp taraflara sağladığı hak ve yararlar, değerlendirilmeli, ekonomik değişikliklerin (enflasyon, devalüasyon) etkileri, somut olayın özelliği ile belirlenecek tüm objektif ve sübjektif hal ve koşullar değerlendirilmeli uyarlamaya ondan sonra karar verilmelidir.

Sonuç olarak, ekonomik koşullarda aşırı enflasyon, para değerinin büyük ölçüde düşmesi vb. nedenlerle meydana gelen olağanüstü değişiklik ve güçlükler söz konusu ise, taraflardan edimin olduğu gibi yerine getirilmesi beklenemez. Bu durumda doğruluk ve dürüstlük kuralları göz önünde tutularak sözleşme yeni durumlara uyarlanmalıdır.